Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları

Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları

Kaygı (Anksiyete) Bozukluğu Nedir?

Kaygı; çocukluktan itibaren var olan ve yetişkinlerde de bulunan, beyni tehlikeye karşı uyaran ve tehlike karşısında kişiyi fiziksel, zihinsel ve davranışsal olarak tepki vermeye hazırlayan bir duygudur. Günlük yaşamda her birey belli düzeyde çeşitli olaylara bağlı kaygı yaşayabilir ve bu kaygı hayatı olumsuz etkilemediği sürece normal kabul edilir. Fakat bu kaygının beklenenden daha şiddetli yaşanıp uzun sürmesi ve kişinin günlük yaşamında bozulmaya neden olmasına kaygı bozukluğu denir.

Kaygı bozuklukları kaygı duyulan nesneye/duruma göre farklılık gösterir ve farklı şekillerde adlandırılır:

  1. A) Yaygın Kaygı Bozukluğu:

Çeşitli yaşam olayları hakkında her gün aşırı kaygı yaşanması durumudur (sınav/okul performansı/ arkadaş ilişkileri vb.). Bu bireyler genelde huzursuz, gergin olup kolay yorulurlar, bazen uyku sorunları odaklanma sorunları yaşarlar, ayrıca çeşitli bedensel yakınmalar örneğin kas gerginliği söz konusu olabilir. Özellikle çocuklarda bedensel belirtiler daha fazladır.

Yaygın Kaygı Bozukluğunun Görülme Sıklığı Nedir?

Yaygın kaygı bozukluğunun görülme sıklığı %5-6 arasındadır. Yaşla birlikte görülme sıklığı artar.

Yaygın Kaygı Bozukluğunun Nedenleri Nelerdir?

Kaygı, biyolojik ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkmaktadır. Genetik etmenler (ailede kaygılı bireylerin olması), fizyolojik etmenler (beyin yapısındaki bazı değişiklikler), bilişsel etmenler (olumsuz düşünce yapısına sahip olma), çevresel ve ailesel etmenler kaygının ortaya çıkmasında etkili faktörlerdir.

Altı yaşından küçük çocuklarda; yoğun kaygının kaynağı görülme şekli aile üyelerinden ayrılık ya da eve yabancı birinin girmesi (hırsız vb.) iken, daha büyük çocuklarda; akademik performans, ölüm, fiziksel görünüm, sosyal-toplumsal olaylardır.

Yaygın Kaygı Bozukluğunun Tedavisi Nasıldır?

Kaygı bozukluğunun tedavisinde; ilaç tedavisi, psikoterapiler -özellikle belirli bir yaş itibariyle Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)- veya hem ilaç tedavisi hem de psikoterapi birlikte kullanılır. Hangi yöntemin seçileceği hastalığın şiddetine, evresine, eşlik eden başka psikiyatrik belirtilerin varlığına, çocuğun yaşına, aile ve çevresel koşullarına göre belirlenir.

Daha hafif şiddette kaygısı olan çocuklarda öncelikle psikoterapi yöntemleri örneğin BDT  tercih edilirken, eş tanıların bulunduğu ve belirtilerin ağır olduğu vakalarda ilaç ya da kombine tedavi yöntemi tercih edilir.

İlaç tedavileri: Hastanın yaşı, kilosu ve hastalığın şiddetine göre hekim tarafından belirlenen ilaç/ilaçlar uygun dozda başlanarak gidişata göre doz artışı yapılabilir. Hastalığın seyrini gözlemlemek ve ilaç dozunu düzenlemek için hekim tarafından düzenli takip edilmelidir.

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): Yaygın Kaygı Bozukluğunun 8 yaş üstü çocuk ve ergendeki tedavisinde BDT etkili ve güvenilir bir tedavi yöntemidir. Seans sayısı hastalığın şiddeti, eş tanı olma durumu ve başka faktörler de değerlendirildiğinde ortalama 10-16 seans olarak planlanır.

Yaygın Kaygı Bozukluğunun tedavisinde ilaç tedavisi ve BDT’ye ek olarak psikoeğitim ve aileye yönelik psikososyal destek de önemlidir. Psikoeğitim: Çocuğun/ergenin ve aile üyelerinin hastalığın sebepleri, belirtileri, genel gidişatı, tedavi seçeneklerinin etkililiği ve muhtemel yan etkileri açısından eğitilmesidir.

  1. B) Ayrılık Kaygısı

Ayrılık Kaygısı: Çocuğun evden ve anne ya da bakım veren kişiden ayrılması durumlarında ortaya çıkan aşırı kaygıdır (özellikle okula giderken anneden ayrılmak istememe gibi). Bu kaygı çocuğun gelişim dönemine göre beklenenden daha aşırı olduğunda ya da günlük işlevini bozduğunda Ayrılma Kaygısı Bozukluğu tanısından bahsedilir. Belirtilerin en az dört hafta boyunca sürmesi ve sosyal, akademik alanlarda bozulmalara sebep olması gerekir.

Belirtiler şu şekildedir:

  • Evden ya da önem verdiği kişilerden ayrılma durumunda tekrarlayıcı ve aşırı sıkıntı yaşama,
  • Sevdiklerinden ayrı kaldıklarında onlar hakkında kaygılanma, onları kaybetme korkusu yaşama ve onlarla bağlantı kurma ihtiyacı içinde olma,
  • Bağlanma figürleriyle kavuşmalarına engel olacak kaçırılma, kaybolma ve kaza geçireceklerine dair düşüncelere kapılma,
  • Kendi başlarına dışarı çıkmada veya yalnız evde kalmakta isteksizlik,
  • Yalnız uyumaktan kaçınma
  • Baş ve karın ağrıları, bulantı ve kusma bu çocuklarda görülen fiziksel belirtilerdir.

Okul çağında ayrılma kaygısı olan çocukların %75’inde okul reddi görülmekle birlikte, bu geçici durumun tedaviye uyumu iyidir.

Ayrılık Kaygısı Bozukluğunun Görülme Sıklığı Nedir?

Çocuklarda görülme oranı %13’lere kadar çıkmaktadır. En sık görüldüğü zaman aralığı 6-12 yaş aralığıdır. Ergenliğe doğru görülme oranı azalmaktadır. Genel olarak kızlarda daha sık görüldüğü bilinmektedir.

Ayrılık Kaygısı Bozukluğunun (AKB) Nedenleri Nelerdir?

Ayrılık kaygısı; genetik, çevresel ve nörobiyolojik faktörler olmak üzere pek çok sebebe bağlıdır. Aile öyküsünde kaygı, depresif bozukluk özellikle de panik bozukluk olan çocuklarda ayrılık kaygısı bozukluğunun daha sık görüldüğü bilinmektedir. Stresli yaşam olayları (bir yakının/ev hayvanının kaybı, boşanma, taşınma, göç, okul değiştirme vs.) sonrasında AKB başlayabilir. Ayrıca ebeveynin aşırı koruyucu-kollayıcı ve müdahaleci olması da genel olarak çocuklardaki kaygı bozuklukları ile ilişkilendirilmiştir.

Ayrılık Kaygısı Olan Çocuk Ve Ergenlerde Başka Psikiyatrik Bozukluklar Da Görülür Mü?

Çocuklarda ayrılma kaygı bozukluğu, yaygın kaygı bozukluğu ve özgül fobilerle sıklıkla bir arada görülmektedir.

Ayrılık Kaygısı Bozukluğunun (AKB) Gidişatı ve Sonlanımı Nasıldır?

Ayrılık kaygısı bozukluğu genelde ilkokula başlama yıllarında ortaya çıkar ancak daha geç de ortaya çıkabilir. Hastalığın başlangıcı öncesinde önemli bir yaşam olayı (taşınma, kayıplar vs.) olması gerekmez. Diğer kaygı bozukluklarına kıyasla ayrılma kaygısı olanların %80 oranında iyileşme gösterdiği bildirilmiştir.

Ayrılma Kaygısı Bozukluklarının Tedavisi Nasıldır?

Ayrılma kaygısı bozukluğunun tedavisi; çocuk, aile, okul ve çocuğun içinde bulunduğu diğer çevreler de göz önüne alınarak planlanır. Tedavide psikoeğitim ve psikoterapi kullanılır. Ancak psikoterapi ile sonuç alınmayan çocuklarda veya baştan ağır olgularda hem ilaç tedavisi hem  psikoterapi birlikte kullanımı en etkili tedavi yöntemidir. Tedavi sadece belirtilerdeki azalmayı değil işlevsel bozulmadaki düzelmeyi de hedefler ve ilaç dozu ve terapi seanslarının sayısı buna göre belirlenir.

C)Sosyal Fobi:

Sosyal Fobi: Çocuk/ergenin sosyal ortamlarda özellikle tanımadığı kişilerin yanında veya kalabalık içinde yaşadıkları utanma duygusu, bu sosyal ortamlarda başka kişilerce olumsuz değerlendirileceğiyle ilgili yoğun korku duyma ve bu sebeple sosyal ortamlardan kaçma ve kaçınma davranışını sergilemesidir (örn; sınıfta parmak kaldırmaktan ya da kalabalık önünde konuşma yapmaktan kaçınma gibi.). Çocuklarda bu kaygı sadece yetişkinlerin yanında değil yaşıtlarının yanında da ortaya çıkmalıdır. Sosyal fobi tedavi edilmediği takdirde sosyal ve akademik alanda problemlere yol açabilir.

Sosyal Fobinin Nedenleri Nelerdir?

Sosyal fobinin ortaya çıkmasında hem biyolojik hem de ruhsal etmenlerin birlikte rol oynadığı düşünülmektedir. Ailesel, çevresel ve genetik risk etmenlerinin sosyal fobinin görülmesinde önemli bir rolü vardır.

Sosyal Fobinin Görülme Sıklığı Nedir?

Yaşam boyu yaygınlık oranlarının %0,4 ile %13,7 arasında değiştiği bildirilmiştir. Sosyal fobinin ortalama başlangıç yaşının 13-18 yaş arasında değiştiği ve 25 yaşından sonra başlangıcın nadir olduğu belirtilmiştir. Kadınlarda erkeklere kıyasla daha sık görülmekle birlikte erkeklerin tedavi için başvurma oranları daha sıktır.

Sosyal Fobinin Tedavisi Nasıldır?

İlaç dışı tedavilere bakıldığında; Bilişsel Davranışçı Terapi sosyal fobide en çok kullanılan terapi yöntemidir. Bilişsel Davranışçı Terapide sosyal durumlara yönelik maruz bırakma yöntemi ve sosyal beceri eğitimi eş zamanlı yapılarak kaygının azalması hedeflenir. Aynı zamanda aile ve çocuğa sosyal fobi hakkında psikoeğitim de verilir. Terapinin etkinliğini artırmak amacıyla gerektiği durumlarda hekim kontrolünde ilaç tedavisi de uygulanabilir.

D)Özgül Fobi:

Özgül Fobi: Bir nesne ya da durumla ilgili olarak sürekli ve aşırı derecede yaşanan kaygı ve korkudur (iğneden korkma, asansöre binmekten korkma, örümcekten korkma). En sık görülen kaygı bozukluklarından biridir. Çocuklarda ağlama, öfke atakları, donakalma ya da bakım verene yapışma gibi davranışlarla kendini gösterebilir. Fobik uyarandan kaçınılır ya da korku/kaygı ile bu uyarana katlanılır. Kişinin günlük işlevselliğinde bozulma meydana getirir. Özgül fobisi olan çocuklarda fobik nesne/durumla karşılaşınca ya da karşılaşma beklentisi olunca kalp atışının hızlanması, nefes almada güçlük, terleme, titreme gibi fizyolojik belirtiler de görülebilir. Hayvan fobisi, doğa-çevre karşı fobi, kan-enjeksiyon-yara fobisi, belli durumlara karşı fobiler görülebilir.

Özgül Fobinin Görülme Sıklığı Nedir?

Çocuk ve ergen örnekleminde özgül fobinin toplumda görülme sıklığı %5-10 dur. Çocuklarda en sık hayvan tipi ve doğa-çevre tipi fobinin görüldüğü bildirilmiştir. Ortalama başlangıç yaşı 10 olarak belirtilmekle birlikte daha erken ya da daha geç başlayabilir.

Özgül Fobinin Nedenleri Nelerdir?

Genetik etkiler, nöroanatomik/nöroişlevsel anormallikler, mizaç özellikleri, ebeveynlik, öğrenme deneyimleri, bilişsel atıflar ve kaçınma gibi pek çok etmen özgül fobinin ortaya çıkmasında ya da sürmesinde önemli rol oynayabilir.

Özgül Fobinin Tedavisi Nasıldır?

Diğer kaygı bozukluklarının tedavisinde olduğu gibi özgül fobinin tedavisinde de ilaç tedavisi ve ilaç dışı tedaviler bulunmaktadır. İlaç dışı tedaviler olarak Davranışçı Terapiler ve Bilişsel Davranışçı Terapiler sıklıkla ve etkin bir biçimde kullanılmaktadır. Hem ilaç hem de terapinin olduğu kombine tedavinin en etkin tedavi seçeneği olduğu bilinmektedir.

  1. E) Seçici Konuşmamazlık (Selektif Mutizm)

Seçici Konuşmamazlık çocuğun yakın ilişki içinde olduğu bazı kişilerle konuşurken özellikle otorite figürü olarak algıladığı çoğu insanla veya yabancı ortamda konuşmaması durumudur. Başka durumlarda konuşuyor olmasına rağmen özellikle konuşmasının beklendiği ortamlarda (örn okul) konuşmada sürekli bir yetersizlik durumudur. Bu bozukluk sosyal iletişimi ya da eğitimi bozar. Bozukluk sayılabilmesi için en az bir aydır belirtilerin gözlenmesi gerekir.  Klinik tabloda farklılıklar olabilir: Bazıları akranlarıyla daha rahat konuşurken bazıları yetişkinlerle daha rahat konuşabilir.

Seçici Konuşmamazlığın Görülme Sıklığı Nedir?

Seçici Konuşmamazlık %1 den daha az oranda görülen bir durumdur. Genel olarak başlangıç yaşı ortalama 3-5 yaş arasında değişmektedir. Kızlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Selektif mutizmin şiddeti ve sıklığı yaşla azalır, bazı durumlarda kendiliğinden düzelme olabilmektedir.

Seçici Konuşmamazlığın Sebepleri Nelerdir?

Yapısal yatkınlığın yanı sıra ailesel ve çevresel faktörlerin de bu duruma sebep olduğu bilinmektedir. Ebeveyn-çocuk etkileşimindeki problemler, güvensiz bağlanma ve aile de kaygılı bireylerin varlığı sebepler arasında gösterilebilir.

Seçici Konuşmamazlığın Tedavisi Nasıldır?

Seçici Konuşmamazlık tedavisinde ekip çalışması önemlidir. Ruh sağlığı çalışanlarına ek olarak, okul ve aile de tedavide yer almalıdır. Seçici konuşmamazlık tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapötik girişimlerin birlikte kullanımı önerilmektedir.

TelefonHemen Ara
TelefonWhatsApp